SAKURA

Ali KUTAY

Maksat Fener'e Gol Olmasın!...



Bağlantılarım


» Ana Sayfa
» Profilim
» Site Haritası

Diğer Bloglarım


» Fenerbahçe
» Ali KUTAY
» SAKURA
Mail Listemize Üye Olun
Mail List Fenerbahçe


100 ncü Yıl Marşı Kıraç






Yazılar


» Bir baba hindi
» Bir şarkısın sen
» Mediha
» Fenerbahçe Forması
» 1985 Kan Gölü -1-
» 1985 Kan Gölü -2-
» 1985 Kan Gölü -3-
» Yoğurtçu Parkı
» Başarı ve Zeka
» Bütün Yazılar


MP3 ler


» Fenerbahçe Marş ve Şarkıları(mp3)
» Fenerbahçe Tezahüratları(mp3)
» İnanın Çocuklar mp3




Video ve Klipler


» 2005-2006 Klipler
» Bir baba hindi
» Video ve Klipler
» 2005-2006 En Güzel Goller
» Hakem Hataları




Wallpaper


» Duvar Kağıtları (1)
» Duvar Kağıtları (2)



Fenerbahçeli Yurtsever Yazılar


» Yazmasam olmazdı
» Asla Unutmayacağız
» Cumhuriyeti Sevmek
» Davul
» Eskiden Fenerbahçe






      SAKURA






















Inlive AFC







 
 

Biz hiç bir şey anlamadık. Lütfen bir daha Çıldırırmısınız.

 

İlk önce Fenerbahçe formasını çıkarttı. Bıraktı masanın üstüne öylece…Sonra fırlattı, atkısını. Ağız dolusu bir küfür etti Fenerbahçesine. Mahzundu, üzgündü, içi acıyordu.


- Nasıl yenemez ağabey. Nasıl yenemez on kişi kalan Eskişehir’i…İngiltere de Arsenal karşısında ne yaparız. Bari sahadan takımı çekseler takımı en azından 3-0 mağlup sayılırız. O kadar çok şey söyledi ki o kadar çok şey Fenerbahçe Fenerbahçe değildi sanki bahsettiği bizim komşu mahalle takımıydı çünkü bizim mahallenin takımı bile bu Fenerbahçeden iyi idi…Sonra yine küfretti ağız dolusu…Ne futbolcu kaldı. Ne Başkan ne de hoca…Herkes nasibini aldı öyle veya böyle… Sonra tekrar giydi formasını tekrar taktı atkısını…


-Gel gör Pazar günü yenilirlerse dayanamam dedi. Dayanamam.

 

Arsenal maçını seyrediyorduk ailecek. Maç oynanırken 8 yaşındaki küçük kızım Lefter imzalı formasını giydi geldi. Odanın orta yerinde hava atarak…


- Neden sizi formanızı giymiyorsunuz. Dedi.

- Giyeriz kızım dedim.

-Ama olmaz ki ben giydim. Hadi sizde giyin hem ne diyoduk “Yenilsen yensen de” biz Fenerbahçeli değil miyiz? Siz öyle demiyor muydunuz? Şimdi neden giymiyorsunuz. Sustum sadece…Sustum. Ve ailenin en küçüğünden utanarak giydik formamızı. Öyle ya Arsenal’i mi yenecektik hem de ta İngiltereler de…Onca yazılan çizilenden sonra… Sonra o ateş aldı bizi de içine… Kaçan şutlar da ahlanmaya vahlanmaya başladık. Volkan’ı gördük, Lugano’yu Edu’yu Uğur’u Gökhan’ı Selçuk’u… Ne bilim sanki onlar da bizi gördü…İnadına oynadı bizim çocuklar, inadına Fenerbahçe dediler. Ve maç bitti. Sevindik olağanca olacakları yazılacakları hiç düşünmedik. Fenerbahçe dedik boru mu bu…Herkese verdik cevabını dedik medya ulaması olup, futbol bilgini kesilip de iki satırı bir araya getiremeyen sümsüklere…

 

Nereden bilirdik 3 gün sonra M.United’ı 2-1 yenen Arsenal’in tarihin en kötü Arsenal’i olduğunu…Sonra kişiliksiz futbol dediler. Mahkum oynadı Fenerbahçe dediler. Ezildi dediler. Dediler, dediler…Kursağımıza dizdiler bir gramlık sevinci. Utanmadılar. Duygularımızı asıp asıp darağaçlarına gömdüler yüreğimize gıkımız çıkmadı vallahi…

 

Pazar günü geldiğinde tuhaftım açıkçası maça gitmemeye karar vermiştim. Bütün hafta boyu Galatasaray sitelerinde kaç fark olur bahisleri açılmış. Galatasaray Store’da “çıldırın geliyoruz” tişörtleri 24,5 milyona peynir ekmek gibi satıyor haberleri gazete sütunlarında yer almıştı. Benim yüreğim ise Arsenal maçına bile doğru dürüst sevinememe, birileriyle paylaşamama sıkıntısındaydı. Ben mi yanlışım düşüncesi yüreğimi kemiriyordu. Benfica maçının sonucu herkesin beklentilerini doğruluğunu teyit ediyordu. Ya da benim bildiğim herkesin… Her hafta sonu olduğu gibi kızım dershaneye gidiyordu. İlk defa giymişti hani o uğursuz denen turkuaz formasını…Kızım dershanede dalga geçerler demedim biliyordum en ufak laflamaya en doğru cevabı verecekti. Nitekim 5...5 diyen Galatasaraylı' ya cevabı 9…9 olmuştu. Arkadaşları iddiaya girmek istemişler 2 farkı verenler de varmış. 100 YTL harçlığını koymuş sıranın orta yerine aha bütün param hadi kim giriyorsa girsin istemem iki farkı bir farkı ben size veriyorum isteyen girsin iddiaya demiş. Kimse girmemiş.  Sonra maç saatine kadar vakit geçirmek için  Korupark’da alışverişi gittik. Gözüme ilişiverdi hemen bir baba çocuğu hanımı giymişler çubuklu Fenerbahçe formasını öyle dolaşıyorlar. Alışverişe başladık iki genç sevgili geçti yanımızdan üstlerinden Fenerbahçe formalı…


- Bak hanım işaretliyor herkes bölgesini, yalandan arındırıyor…Dedim. Bu sefer Fenerbahçeli polarlı orta yaşlı biri geçti yanımızdan. Yalnız değilim dedim, yalnız değilim…Sevdam yalnız değil. Yazılanların hepsi yalan dedim. Söylenenlerin hepsi yalan dedim.

 

Maç başladı ve ilk gol yenildi. Evin içinde her oda da radyo da, tv de maç canlı yayında . Maçı anlatan GS’li arkadaşlar (TRT1, LİGTV spikerleri) GS’nin daha çok atması için ne yapması lazım diye tartışmaya başladılar. Ama olmadı. Fenerbahçe denen o anlatılamaz, kelimeler ile adlandırılamaz, kimlerden oluştuğu veya onu oluşturan öğelerin bile hala tartışıldığı fakat sadece “Fenerbahçe” diye adlandırdığımız olguyu ifade eden değer sahadaydı ve bir kez daha haykırıyordu o tişört yaptıranlara ”O formayla dalga geçilmez Fenerbahçe yenilmez”.  Defalarca söylemiştik onu sevda diye tanımlıyoruz diye ama “sevda” denen kelime bile yaşattığı duyguları tanımlayamıyor o başka. Maç bitti. Gerçekler inançlar sevdalar döküldü gün yüzüne komik mi değil mi bilinmez ama  Kanalturk’de Serhat ULUEREN gol müydü? değil miydi? oylaması yapmaya başladı. Herkes bir şeyler yapmaya başladı. Herkes bir şeyler yazmaya başladı. Herkes bir şeyler söylemeye… Kimi ben demiştim demeye, kimi de yok hakem yok penaltı galibiyeti küçümseye… Yalnız tek gerçek vardı orta sahanın orta yerinde duran…

 

Fenerbahçe bu boru değil koydu mu iyi koyar unutulmaz kolay kolay…



 


Tarih: 00:50, 12/11/2008 Kategori: Fenerbahce
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Sevgililer günü hatırasına... Bu bir sevda yazısıdır.

 

 

Tarih 14 Şubat 2007. O gün biz Fenerbahçeliler için özel bir gündü. Neredeyse 2 aydır görmediğimiz yüzyıllık sevdamızla buluşmak için oradaydık. Bu buluşmayı anlamlı kılan bir unsur da Fenerbahçenin uzun zamandan beri Avrupa Kupalarında bir üst turda olmasıydı ve rakip Az Alkmaardı.

İnanmıştık bir kere Sevgililer Günün de Az Alkmaarı yenecektik. Güle oynaya girdik stada çünkü Fenerbahçemiz yani biricik sevgilimiz bize bugün bir Avrupa Galibiyeti hediye edecekti. Öylesine inanmıştık ki beraberliğin bile bizim için mağlubiyetten bir farkı yoktu. Oysa grup kuraları çekildiğinde hiç kimse Fenerbahçeye şans vermiyordu. Öyle ya futbolda yeryüzünde ki resmi ve gayri resmi hiçbir organizasyonda bir Alman‚ İngiliz‚ İspanyol ve İtalyan takımı hiç aynı gruba düşmemişti. Hele fikstür cehennemi andırıyordu. Fenerbahçe Avrupa da bu grupda oynarken bir de kendi liginde daha önceden Şampiyonluk yaşamış olan diğer üç takım Beşiktaş‚ Galatasaray ve Trabzonla da oynayacaktı. İşte böylesine bir zorlu maç trafiğinden Fenerbahçe bir üst tura çıkmıştı. O yüzden Fenerbahçemize daha çok inanıyorduk. Sevgililer Gününde biricik sevgilimiz Az Alkmaarı da yenecekti.

Maç başladığında daha 3 ncü dakika da Alex topu boş kaleye atamayınca çok güzel bir gün ve ne kadar şanslıyım diye düşündüm. Aynen inandığımız gibi yenecektik. Maçın 15. dakikasına geldiğimiz de Az Alkmaardan Demynin golü geliyordu. Stad da önce bir sessizlik oluyor ve Acabanın tedirginliği gelip yerleşiveriyordu yüreğimize neyse ki 28. dakikada Tümer‚ Ümit Özat´ın çektiği şuttan sonra topun gelişine vurarak beraberlik golünü atıyor ve aklımıza düşen karabulutları kovalıyorduk. Maç artık 1-1 olmuştu ve Fenerbahçe bastırıyordu. Alex ile Deivid paslaşmasından sonra Deividin vuruşu direkte patlayınca neredeyse bütün Türkiye bizimle beraber bir ahhhh çekiyordu. Ve ilk yarı 1-1 sona eriyordu.

İkinci yarı başladığında da bizim çocuklar yine pozisyonlara giriyor bastırıyor da bastırıyordu.Ama 62. dakika da Nourdin Az Alkmaarın ikinci golünü atıyor ve tribünlerde daha ne olduğunu anlamadan 63´te Jong´un golüyle durum 3-1 oluyordu.

Tribünlerde ilk sessizlik şoku geçtikten sonra bir anda Fenerbahçeli taraftarların büyük çoğunluğu Alex ve Volkan´ı ıslıklamaya yuhalamaya başladı. Fenerbahçelinin iki aydır görmediği‚ yıllarca uğruna pankartlar açtığı‚ ağzından dilinden düşürmediği Fenerbahçesi ıslıklanan‚ yuhalanan hatta küfredilen bir sevgili olmuştu. Fenerbahçe sanki Şükrü Saraçoğluna gelen rakip takımdı ve her top Fenerbahçeli futbolcuya geldiğinde tribünlerden büyük bir ıslık‚ yuhalama ve küfür yükseliyordu.

Burası Kadıköy buradan çıkış yoktunun anlamını Fenerbahçe yaşıyordu. Nedense kendilerine göre sözde protestocu olan ama en çok zararı Fenerbahçeye ve dolayısıyla kendine veren bu taraftar bir tek Tuncayı ayırıyordu. Fenerbahçe Futbol Takımının moral olarak çöküşü için taraftar elinden gelen her şeyi yapıyordu. Yuhalanınca‚ ıslıklayınca‚ küfredince sanki sahadakiler daha iyi oynayacaktı.

Aslında ortaya çıkan gerçek 14 Mayıs 2006 sendromuydu. Bizim gibi Hep Destek Tam Destek felsefesini savunan ve taraftar devrimine inanların durumu ise çok daha kötüydü. Bir sene önceki kaçan Şampiyonluğun suçlusu nerdeyse her yerde biz ilan edilmiştik. Öyle ya üst üste üçüncü Şampiyonluğuna koşan Fenerbahçeyi taraftar Hep Destek Tam Destek diyerek her olumsuz şart altında desteklemiş. En olmadık durumda bile yanında olmuş. Sahası kapatılmış stad dışından bağırmış. En kötüsü ise Manisada ve Trabzonda şiddete maruz kalmış ama onların çektiği bunca acı ve cefaya rağmen Fenerbahçe bir son maçını kazanamamış ve o sene Şampiyon olamamıştı. Neredeyse o günden itibaren sürekli suçlanmıştık. Taraftarlığın görevinin taraf olmak ve destek olmak olduğunu söylemek bile toplu bir linç için yeterliydi. Bütün suçlu Hep Destek Tam Destekçilerdi.

Bizse İnandığımız değerler miydi bu iskambilden yapılmış kağıttan kuleler gibi yıkıldığını gördüklerimiz yoksa bir anlık tepki miydi yaşananlar karar veremiyorduk. Önümde duran bir genç kendi kendine konuşuyordu. Olmaz böyle şey Alexi yuhalıyorlar. Evet bize 25 yıl sonra bize üst üste Şampiyonluk kazandırmış‚ kandırmasınlar Fenerbahçelileri Türkiyeye gelmez denilen bir futbolcu olan‚ sen gözlerimin nurusun dediğim Alex yuhalanıyordu.


Maraton tribün ise bir tuhaf duygu karmaşasındaydı. Futbolcular da tribündeki bu moral bozukluğunu ve olumsuzlukları hissediyorlardı. Kısacası onlarda bizim hayallerimiz‚ beklentilerimiz gibi ha yıkıldı‚ ha yıkılacaklardı.

Yıllarca derdimiz "Maksat Fener´e Gol Olmasın!..." Olmuştu. Ne yazık ki Fenerbahçe o golü yemişti ve onunla birlikte biz de o golü yemiştik. Üstelik bizim tribünlerimiz Fenerbahçe daha çok gol yesin diye bir yarış ve uğraş içine girmişti. Sevgililer gününde tarihi farka ramak kaldığını hissediyorduk. Bir Sigma kabusu daha mı yaşayacaktık.

İşte benim unuttuğum o duygu burada ortaya çıkıyordu. Fenerbahçe´nin yüzyıllık tarihinden Fenerbahçeliye miras kalan o isyankar ve asi ruh damarlarında ateş olup dolaşmaya başlayınca hiçbir Fenerbahçeli dayanamıyordu. Çünkü Fenerbahçe´nin yüzyıllık tarihinde kökü İşgal Yıllarına dayanan ve bugüne kadar bütün Fenerbahçeli yüreklere işlenmiş olan duygu içgüdüsel olarak bir anda çıkıyor ve bütün bedenlerine sahip oluyordu. "Nerede Fenerbahçe varsa orada umut vardır." Öyle bir duygu patlamasıydı bu.

Ve başlıyordun haykırmaya "Haydi Fener‚ Haydi Allah aşkına yuhalayan .ler dönsün şaşkına". Çok uzun sürmedi bu patlamayla birlikte sahadaki Fenerbahçe birden önemli olan futbol değil Fenerbahçe Aşkıdır ve Aşk Hiç Biter mi? Deyiverdi. Fenerbahçe Fenerbahçeye rağmen oynuyordu artık. Önce 70´te Tuncay çıktı sahneye 3 dakika sonra Tümer ve 5 dakika önce yuhalayanlar‚ ıslıklayanlar hatta küfredenler sustular. Oysa biz bunu hep yapıyorduk aslında Galatasaraya G.Antep´e ve bu seferde Az Alkmaara yapmıştık. Söylenecek yazılacak çok şey vardı Sevgililer gününde yaşananlara yaşadıklarımıza ama son sözü ise maçın bitimine 5 dakika kala Kaleci Volkan söylüyordu. O kendisini yuhalayanlara ıslıklayanlara küfredenlere inat şu an sahada ki Fenerbahçeli benim‚ şu an Fenerbahçe benim diyerek sakatlanma bahasına yüzde yüz golü çıkarıyordu. Unutulan ise Fenerbahçe Yüzüncü Yılında Şampiyon olduğunda yani sene sonunda bu yaşadıklarımız oluyordu.

Evet yine bir 14 Şubat öncesi‚ gelin yıllarca her yerde her zaman söylediğiniz "Fenerbahçem benim biricik sevgilim" diye haykırışlarınızı somutlaştırın. Gelin bu 14 Şubatta ufak büyük Feneriumdan bir ürün‚ bir hediye alın. Alacağınız hediyeyi kime verdiğiniz ve kime aldığınız tabi ki çok önemlidir ama asıl önemlisi nedir biliyor musunuz?

Feneriumdan aldığınız o hediyeyi aslında gerçek Sevgilinize Fenerbahçe´nize aldığınızdır.

Not: Dostlardan soran olursa ben Sevilla´yı dibine kadar küçümsüyorum. Neden mi? Herkes bir takımın taraftarı olabilir ama herkes Fenerbahçeli olamaz. Tıpkı iki takım taraftarı arasında sürekli yapılan ama göreceli olan büyüklük tartışmaları gibidir bu ancak Fenerbahçe´nin büyüklüğü tartışılmaz‚ tartışılamaz.


Tarih: 07:11, 13/2/2008
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı


<- | Bu sevda bitmez devam ediniz ->