SAKURA

Ali KUTAY

Maksat Fener'e Gol Olmasın!...



Bağlantılarım


» Ana Sayfa
» Profilim
» Site Haritası

Diğer Bloglarım


» Fenerbahçe
» Ali KUTAY
» SAKURA
Mail Listemize Üye Olun
Mail List Fenerbahçe


100 ncü Yıl Marşı Kıraç






Yazılar


» Bir baba hindi
» Bir şarkısın sen
» Mediha
» Fenerbahçe Forması
» 1985 Kan Gölü -1-
» 1985 Kan Gölü -2-
» 1985 Kan Gölü -3-
» Yoğurtçu Parkı
» Başarı ve Zeka
» Bütün Yazılar


MP3 ler


» Fenerbahçe Marş ve Şarkıları(mp3)
» Fenerbahçe Tezahüratları(mp3)
» İnanın Çocuklar mp3




Video ve Klipler


» 2005-2006 Klipler
» Bir baba hindi
» Video ve Klipler
» 2005-2006 En Güzel Goller
» Hakem Hataları




Wallpaper


» Duvar Kağıtları (1)
» Duvar Kağıtları (2)



Fenerbahçeli Yurtsever Yazılar


» Yazmasam olmazdı
» Asla Unutmayacağız
» Cumhuriyeti Sevmek
» Davul
» Eskiden Fenerbahçe






      SAKURA






























 
 

Türkiye’yi ıskalamayalım…

 

Tarih: 10.04.2005 Sakarya-Fenerbahçe 90+3, Gol Luciano,

Tarih: 05.04.2008 Fenerbahçe-Kayseri 90+5, Gol Semih.

 

Tesadüf mü dersiniz? Başka bir şey mi bilmiyorum. Ancak kendimce bir şey biliyorsam Şampiyonluğun çok yakın olduğudur.

 

Bazılarımız bu sezon için yani daha her şey bitmeden şu ana kadar Fenerbahçe’nin yaptıkları ve yaşattıkları için teşekkür ediyorlar. Haklıdırlar da… Çok uzun zamandır baharı bu kadar şen şakrak karşılamıştık. Gerçi bugünleri yaşamasaydık da Fenerbahçe her zaman desteği ve teşekkürü hak ediyordu. Zaten taraftar olarak bizim görevimiz karşılıksız sevmek değil miydi? Öyleyse… Ancak burada atlanmaması gereken en önemli konu ise Fenerbahçe böyle günlerde kendisinden daha fazlasının istenmesini ve taraftarın beklentilerinin yükseltilmesini de hak ediyor. Eğer bu beklentiler gerçekleşmez ise artık eskisi gibi yıkımların yaşanacağına da inanmıyorum çünkü çoğu kişi tarafından biliniyor ki bu bir süreç ve hala devam ediyor. En azından hedefe ulaşma sürecinde ki bu senelik zaman diliminde yaşattıkları için Fenerbahçe’nin sonuna kadar teşekkür alkışını hak ettiğinide biliniyor.

 

Bu sürecin başında küçümsüyoruz dedik. Olmaz dediler. Sen kimsin ki ne kadar futbol biliyorsun ki sığınmışsın sevda yazılarının, çiçek böcek hikayelerinin arkasına onu bunu küçümsüyorsun dediler. Diğer kulüplerin bir  hedefi olmadığı günlük yaşadıklarını ve başarılarını Fenerbahçe düşmanlığı futbol dışı destekler üzerine kurduklarını söyledik. Bu günlerin geçeceğini önemli olanın asıl takım kötü gününde kötü oynarken destek olmak dedik. Dinletemedik. Ama gel gör nedense bugün bize o olmaz diyenler bile 500 milyon Euro’luk takımı ya da  5 yazıyla (beş) Fenerbahçe değerinde ki takımı küçümsüyorlar. Yani bir başka deyişle artık olmazsa dükkan kapayıp gidecek halimiz yok ya evresini çoktan geçtik. Biz en büyük kupayı alabiliriz.. Olmadı mı? Bu sene yaşattığın heyecan ve başarılar için teşekkürler Fenerbahçe deyip öyle veya böyle düşeni değil hep beraber alkışlamamız lazım.Şimdi hep beraber en yüksek perdeden söylüyoruz. O bu şu değil hepimiz inanıyoruz.

 

Zico’ya pazar da limon bile sattırmayanlar bugün tribünlerde Zicoooo diye çığlık çığlığa… Dün Alex’i ıslıklayanlar bugün yere göğe sığdıramıyorlar. Hata futbolun içindedir sana güveniyoruz Volkan dediğimizde forum kurallarını çiğnememek için lütfedip bir rahmetli annemizin ismini ağzına almadığı kalanlar bugün Yıldırım Demirören’e Rüştü’yü aldığı için teşekkür ediyorlar. Dün Tarihimizin en güzel Şampiyonluğu olacak dediğimizde bu kadar iyimserlik pes doğrusu diyenler bugün en ön safta Şampiyon olacağız diyorlar. O kadar çok ki bu örnekler çubukluyu öldürenler, Şampiyon olamadık suçlu kim diyenler. Hepsi unutuldu mu? Evet unutuldu. Unutmak zorundayız. Çünkü artık bir tek gerçek var o da Fenerbahçe.

 

Aslında biraz düşünürseniz geçen sene ile bu sene karşılaştırıldığında değişen çok da bir şey yok Fenerbahçe de. Neredeyse maç skorları bile aynı. Geçen sene de Avrupa da yenilmeden elenmiştik, bu sene de yenilmiyoruz. Geçen sene de derbileri iç saha dış saha fark etmeden kazanıyorduk bu sene de kazanıyoruz. Geçen sene de kupa da hakem katliamı ile elenmiştik bu sene de elendik. Yine kanatlar aksıyor ve yine orta sahanın solu sağı öne çıktığında sol ve sağda 70 metre boşluklar kalıyor ve sol sağ bek problemi yaşıyoruz bu sene de yaşıyoruz. Değişen bir tek şey var sizin inancınız ve bunun Fenerbahçeli futbolculara yansıması çünkü onlarda artık inanıyorlar.  Artık ne olursa olsun Fenerbahçe bu maçı alacak diyorsunuz ve Fenerbahçeli futbolcu da ne olursa olsun bu maçı alacağız diyorlar. Chelsea de Kayseri de böyle maçlar işte. İnancın zaferi. Yani Fenerbahçe geçen sene ki aynı Fenerbahçe sadece oynadığı maçların havası artık çok değişik.

 

Ya da biz artık Küçümseyi öğrendik ama şimdi sırada bu başarıyı kibire dökmeden sahiplenmek var. Sadece kendi taraftarımızla değil Fenerbahçe’ye inan Fenerbahçe ile gurur duyan diğer takım taraftarlarında kucaklamak var.

 

Chelsea maçında Fenerium üst tribünde Trabzon formasıyla sol yanımda bir genç vardı. Bu kadar Fenerbahçelinin arasında biraz tedirgin ve ürkekdi maç öncesi. Şarkılara katılıyor. Sahaya çıkan voleybol takımını alkışlıyor. Bir Fenerbahçeli gibi destekliyordu Fenerbahçe’yi… Yanımda da formalarıyla kızkardeşini ve babasını maça alıp gelmiş bir Fenerbahçeli genç. Daha maç başlar başlamaz Önder topu kaptırıyor basıyor küfrü. Trabzon formalı genç ise haykırıyor “Yapma Önder ne olur yapma”… Ya da “Ahhhhh” ama arkasından alkışlıyor. En son Önder Kezman’a orta yaptığında aynı genç küfrederek ne yapıyorsun türünden bir söylemde bulununca dayanamadım. Görmüyor musun Kezman’a orta yapıyor diye patladım. Dönüp de bu sefer savunmaya geçerek İngiliz takımına öyle orta yapılarak gol mü atılır sıfıra inip kesmek lazım demez mi? Ben de film koptu. Lan hayatın da kaç kere ŞL çeyrek finali gördün de o çeyrek finalde İngiliz takımıyla oynadın dedim ve bir anda ortalık sessizleşti.  Kazım golü attığında gayri ihtiyari Trabzon’lu çocuğa sarıldım. Onunla sevindim. Çünkü o belki Trabzonluydu ama sahada ki Fenerbahçe’yi yanımdaki Fenerbahçeliden çok daha fazla Fenerbahçeli gibi destekliyordu.

 

Galatasaray’ın geçmişte UEFA kupasını aldıktan sonraki ve bugün bile hala yaptıkları hatalarını biz yapmayalım. Avrupa’da Türkiye’nin tek takımı olalım. Kazanılan başarıyı sadece Fenerbahçe ve Fenerbahçeliye mal etmeyelim. Diğer takım taraftarlarını da kucaklayalım. Fenerbahçe’nin başarısı Türk Futbolunun ve Türkiye’nin başarısıdır  söylemlerini fazlaca kullanalım. Sözün özü Türkiye’yi ıskalamayalım o Trabzonlu genç sadece tuttuğu takımın forması ile maçı bizimle seyretsin ama o da Fenerbahçe’yi sevdiği için onun daha başarılı olmasını istediği için Fenerium’dan bir ürün alabilsin. Kimbilir belki yarın o tribünde sırf Avrupa maçları için Fenerbahçe formasını bile giyebilsin.

  


Tarih: , 6/4/2008 Kategori: Fenerbahce
Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

Sevgililer günü hatırasına... Bu bir sevda yazısıdır.

 

 

Tarih 14 Şubat 2007. O gün biz Fenerbahçeliler için özel bir gündü. Neredeyse 2 aydır görmediğimiz yüzyıllık sevdamızla buluşmak için oradaydık. Bu buluşmayı anlamlı kılan bir unsur da Fenerbahçenin uzun zamandan beri Avrupa Kupalarında bir üst turda olmasıydı ve rakip Az Alkmaardı.

İnanmıştık bir kere Sevgililer Günün de Az Alkmaarı yenecektik. Güle oynaya girdik stada çünkü Fenerbahçemiz yani biricik sevgilimiz bize bugün bir Avrupa Galibiyeti hediye edecekti. Öylesine inanmıştık ki beraberliğin bile bizim için mağlubiyetten bir farkı yoktu. Oysa grup kuraları çekildiğinde hiç kimse Fenerbahçeye şans vermiyordu. Öyle ya futbolda yeryüzünde ki resmi ve gayri resmi hiçbir organizasyonda bir Alman‚ İngiliz‚ İspanyol ve İtalyan takımı hiç aynı gruba düşmemişti. Hele fikstür cehennemi andırıyordu. Fenerbahçe Avrupa da bu grupda oynarken bir de kendi liginde daha önceden Şampiyonluk yaşamış olan diğer üç takım Beşiktaş‚ Galatasaray ve Trabzonla da oynayacaktı. İşte böylesine bir zorlu maç trafiğinden Fenerbahçe bir üst tura çıkmıştı. O yüzden Fenerbahçemize daha çok inanıyorduk. Sevgililer Gününde biricik sevgilimiz Az Alkmaarı da yenecekti.

Maç başladığında daha 3 ncü dakika da Alex topu boş kaleye atamayınca çok güzel bir gün ve ne kadar şanslıyım diye düşündüm. Aynen inandığımız gibi yenecektik. Maçın 15. dakikasına geldiğimiz de Az Alkmaardan Demynin golü geliyordu. Stad da önce bir sessizlik oluyor ve Acabanın tedirginliği gelip yerleşiveriyordu yüreğimize neyse ki 28. dakikada Tümer‚ Ümit Özat´ın çektiği şuttan sonra topun gelişine vurarak beraberlik golünü atıyor ve aklımıza düşen karabulutları kovalıyorduk. Maç artık 1-1 olmuştu ve Fenerbahçe bastırıyordu. Alex ile Deivid paslaşmasından sonra Deividin vuruşu direkte patlayınca neredeyse bütün Türkiye bizimle beraber bir ahhhh çekiyordu. Ve ilk yarı 1-1 sona eriyordu.

İkinci yarı başladığında da bizim çocuklar yine pozisyonlara giriyor bastırıyor da bastırıyordu.Ama 62. dakika da Nourdin Az Alkmaarın ikinci golünü atıyor ve tribünlerde daha ne olduğunu anlamadan 63´te Jong´un golüyle durum 3-1 oluyordu.

Tribünlerde ilk sessizlik şoku geçtikten sonra bir anda Fenerbahçeli taraftarların büyük çoğunluğu Alex ve Volkan´ı ıslıklamaya yuhalamaya başladı. Fenerbahçelinin iki aydır görmediği‚ yıllarca uğruna pankartlar açtığı‚ ağzından dilinden düşürmediği Fenerbahçesi ıslıklanan‚ yuhalanan hatta küfredilen bir sevgili olmuştu. Fenerbahçe sanki Şükrü Saraçoğluna gelen rakip takımdı ve her top Fenerbahçeli futbolcuya geldiğinde tribünlerden büyük bir ıslık‚ yuhalama ve küfür yükseliyordu.

Burası Kadıköy buradan çıkış yoktunun anlamını Fenerbahçe yaşıyordu. Nedense kendilerine göre sözde protestocu olan ama en çok zararı Fenerbahçeye ve dolayısıyla kendine veren bu taraftar bir tek Tuncayı ayırıyordu. Fenerbahçe Futbol Takımının moral olarak çöküşü için taraftar elinden gelen her şeyi yapıyordu. Yuhalanınca‚ ıslıklayınca‚ küfredince sanki sahadakiler daha iyi oynayacaktı.

Aslında ortaya çıkan gerçek 14 Mayıs 2006 sendromuydu. Bizim gibi Hep Destek Tam Destek felsefesini savunan ve taraftar devrimine inanların durumu ise çok daha kötüydü. Bir sene önceki kaçan Şampiyonluğun suçlusu nerdeyse her yerde biz ilan edilmiştik. Öyle ya üst üste üçüncü Şampiyonluğuna koşan Fenerbahçeyi taraftar Hep Destek Tam Destek diyerek her olumsuz şart altında desteklemiş. En olmadık durumda bile yanında olmuş. Sahası kapatılmış stad dışından bağırmış. En kötüsü ise Manisada ve Trabzonda şiddete maruz kalmış ama onların çektiği bunca acı ve cefaya rağmen Fenerbahçe bir son maçını kazanamamış ve o sene Şampiyon olamamıştı. Neredeyse o günden itibaren sürekli suçlanmıştık. Taraftarlığın görevinin taraf olmak ve destek olmak olduğunu söylemek bile toplu bir linç için yeterliydi. Bütün suçlu Hep Destek Tam Destekçilerdi.

Bizse İnandığımız değerler miydi bu iskambilden yapılmış kağıttan kuleler gibi yıkıldığını gördüklerimiz yoksa bir anlık tepki miydi yaşananlar karar veremiyorduk. Önümde duran bir genç kendi kendine konuşuyordu. Olmaz böyle şey Alexi yuhalıyorlar. Evet bize 25 yıl sonra bize üst üste Şampiyonluk kazandırmış‚ kandırmasınlar Fenerbahçelileri Türkiyeye gelmez denilen bir futbolcu olan‚ sen gözlerimin nurusun dediğim Alex yuhalanıyordu.


Maraton tribün ise bir tuhaf duygu karmaşasındaydı. Futbolcular da tribündeki bu moral bozukluğunu ve olumsuzlukları hissediyorlardı. Kısacası onlarda bizim hayallerimiz‚ beklentilerimiz gibi ha yıkıldı‚ ha yıkılacaklardı.

Yıllarca derdimiz "Maksat Fener´e Gol Olmasın!..." Olmuştu. Ne yazık ki Fenerbahçe o golü yemişti ve onunla birlikte biz de o golü yemiştik. Üstelik bizim tribünlerimiz Fenerbahçe daha çok gol yesin diye bir yarış ve uğraş içine girmişti. Sevgililer gününde tarihi farka ramak kaldığını hissediyorduk. Bir Sigma kabusu daha mı yaşayacaktık.

İşte benim unuttuğum o duygu burada ortaya çıkıyordu. Fenerbahçe´nin yüzyıllık tarihinden Fenerbahçeliye miras kalan o isyankar ve asi ruh damarlarında ateş olup dolaşmaya başlayınca hiçbir Fenerbahçeli dayanamıyordu. Çünkü Fenerbahçe´nin yüzyıllık tarihinde kökü İşgal Yıllarına dayanan ve bugüne kadar bütün Fenerbahçeli yüreklere işlenmiş olan duygu içgüdüsel olarak bir anda çıkıyor ve bütün bedenlerine sahip oluyordu. "Nerede Fenerbahçe varsa orada umut vardır." Öyle bir duygu patlamasıydı bu.

Ve başlıyordun haykırmaya "Haydi Fener‚ Haydi Allah aşkına yuhalayan .ler dönsün şaşkına". Çok uzun sürmedi bu patlamayla birlikte sahadaki Fenerbahçe birden önemli olan futbol değil Fenerbahçe Aşkıdır ve Aşk Hiç Biter mi? Deyiverdi. Fenerbahçe Fenerbahçeye rağmen oynuyordu artık. Önce 70´te Tuncay çıktı sahneye 3 dakika sonra Tümer ve 5 dakika önce yuhalayanlar‚ ıslıklayanlar hatta küfredenler sustular. Oysa biz bunu hep yapıyorduk aslında Galatasaraya G.Antep´e ve bu seferde Az Alkmaara yapmıştık. Söylenecek yazılacak çok şey vardı Sevgililer gününde yaşananlara yaşadıklarımıza ama son sözü ise maçın bitimine 5 dakika kala Kaleci Volkan söylüyordu. O kendisini yuhalayanlara ıslıklayanlara küfredenlere inat şu an sahada ki Fenerbahçeli benim‚ şu an Fenerbahçe benim diyerek sakatlanma bahasına yüzde yüz golü çıkarıyordu. Unutulan ise Fenerbahçe Yüzüncü Yılında Şampiyon olduğunda yani sene sonunda bu yaşadıklarımız oluyordu.

Evet yine bir 14 Şubat öncesi‚ gelin yıllarca her yerde her zaman söylediğiniz "Fenerbahçem benim biricik sevgilim" diye haykırışlarınızı somutlaştırın. Gelin bu 14 Şubatta ufak büyük Feneriumdan bir ürün‚ bir hediye alın. Alacağınız hediyeyi kime verdiğiniz ve kime aldığınız tabi ki çok önemlidir ama asıl önemlisi nedir biliyor musunuz?

Feneriumdan aldığınız o hediyeyi aslında gerçek Sevgilinize Fenerbahçe´nize aldığınızdır.

Not: Dostlardan soran olursa ben Sevilla´yı dibine kadar küçümsüyorum. Neden mi? Herkes bir takımın taraftarı olabilir ama herkes Fenerbahçeli olamaz. Tıpkı iki takım taraftarı arasında sürekli yapılan ama göreceli olan büyüklük tartışmaları gibidir bu ancak Fenerbahçe´nin büyüklüğü tartışılmaz‚ tartışılamaz.


Tarih: , 13/2/2008
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı


<- Geriye dönebilirsiniz | Bu sevda bitmez devam ediniz ->