-Başkanım müsait misiniz?
Çıkış koridorunun başındaydık. Gözlerimin içine bakarken biraz bıkkın ve gereksizdi diyordu gözleri… Bir elimde uzattığım kalemim vardı. Tekrar o sevecenliğe büründü gözleri… Sonra;
-Gel bakalım dedi.
Aldı kalemi ve Fenerbahçe formamın sağ göğsünü imzalamaya başladı. “Bunlara vakit yok arkadaşlar” diyordu. Vakit yoktu doğru yürüyüş devam ediyordu. Yapılacak iş çoktu. Gönül koyduyduk bu işe yürek yatırdıydık. Beyin verenlerle, emek verenlerle omuz omuzaydık, her zaman yanlarındaydık. Onlar yönetimdi, biz taraftardık. İş çoktu ama ben onu bir kez bulmuştum. Bencilliğim ise had safhadaydı. Hani utanmam falan yoktu. Hem kimden utanacaktım Başkanımdan mı? Ben yanmıştım kendimle beraber Fenerbahçe’ye sevdalananlarla… Kimden utanacaktım. Bu gurur benimdi, bu onur benimdi. Ve birden FBTV giriş kapısında Lefter gözüktü. Ben görmedim ama Başkan görmüştü.
“Hadi Lefter geliyor ondan imza al” dedi. Ses tonu ise saygının ötesinde bir şeydi.
“Hadi Lefter geliyor ondan imza al” Ben duydum Oktay Ağabey duydu. Çevremdekiler duydu, herkes duydu.
Bu Başkan değil miydi bize bu stadı kazandıran, bu Başkan değil miydi Feneriumlarla donumuza kadar sarı lacivert yapan, bu Başkan değil miydi FBTV , Fenerbahçe Dergisiyle bize her şeye herkese rağmen inadına Fenerbahçe dedirten, bu Başkan değil miydi Fenerbahçe’yi halka açıp hisseleriyle yatırımcısını sevindiren, bu Başkan değil miydi amatör branşlarda bir çoğunda yıllar sonra şampiyonluklar yaşatan ve hala yatırım yapan, bu Başkan değil miydi 30 yıl sonra bu gözlere çift Şampiyonluk gösteren, bu Başkan değil miydi Dünya Şampiyonu Milli Takımların yıldızlarını kaptanlarını bu takıma getiren ve bu Başkan şimdi diyordu ki “Hadi Lefter geliyor ondan imza alın” anlamı açıktı benden değil ondan imza alın çünkü o benden Efsanedir. İşte böyle bir şey Fenerbahçeli olmak ve Fenerbahçeli büyüklük. Lefter kokteyl salonuna girdiğinde herkes heyecanlanmış ortalık karışmış bense kimseyi görmüyordum.
Işıl ışıldı gözleri tarifsiz pırıltılı… Selçuk YULA o esnada “Lefter Baba yorulma…Şöyle geç buyur” dedi. Lefter pür neşe içinde…
Selçuk YULA dendiğinde aklıma hep antu-fenerlist de YULA nickli rahmetli Öner ESKİL gelir. Hani Rapaiç’in golünden sonra balkona bayrağını asarken rahmetli olan büyük Fenerbahçeli kardeşimiz. Allah mekanını cennet eylesin… Bizim jenerasyonun en büyük değeridir Kral Selçuk. O bile haykırıyordu “Lefter Baba”…
Babaydı tabi sevdamın timsali gerçeğe ve ete bürünmüş hali o” Lefter Baba”ydı. “Önce Allah sonra Fenerbahçe” diyordu aslında bunu biri daha söylüyordu hatırlar mısınız? Hani onlarca grubun cesaret edemeyeceği bir şeye cesaret edip ve en dahiden daha dahice bir plan yapıp bütün Galatasaray’ lıların gözü önünde Sami Yen’e Fenerbahçe bayrağını orta sahaya dikebilen biri daha söylüyordu. Ne tuhaf bir şey değil mi söz konusu Fenerbahçe olunca dünyada düzen de, fikir de, ifade de bir oluyordu.
Sonra aklıma babam geldi. Canım babam Lefter’le adada birlikte çekildikleri fotoğrafları yaptıkları maçları anlatırdı hep…Ben 40 yıl boyunca ben Lefter’i dinlemiştim. Biliyordum o bunun asla farkında değildi. Aslında şu an da yazmasam kimse farkında olmayacaktı.
1970 lerin ortaokul yıllarıydı. Öğretmenimiz güncel Türkçeleştirilmiş Nutuk’un yazarı Hıfzı Veli Hoca ve Ordinaryüslükten bahsediyordu işte Türkiye de birkaç tane Ordinaryüs var diye? İçinizden başka Ordinaryüs Profesör bilen var mı diye sordu? Hemen atılmıştım “Öğretmenim! Ben biliyorum Ordinaryüs Profesör Lefter” diyordum. Öğretmenim “O bilim adamı değil eski futbolcu” diyordu. Ben bu söze inatla karşı çıkıyordum. O futbolcu değil “Ordinaryüs” diye ısrar ediyordum. Öğretmen artık bu ısrarlara çok sinirlenmiş ve beni dersten çıkarmıştı. Dersten çıkartılmak çok ağrıma gitmişti. Çok ahım şahım bir öğrenci olmasam da okul hayatım boyunca hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Babam bana öyle demişti öyle anlatmıştı. Çünkü babam bana bugüne kadar hiç yalan söylememişti. Babalar yalan söylemezdi… Eve gidince akşam babam işten gelene kadar ağlamıştım. Babam gelince sormuştu ne oldu diye? Olduğu gibi anlatmıştım. Babama benim o göz yaşlarım çok dokunmuştu ve çok sinirlenmişti. Ertesi gün 17 senelik öğrencilik hayatım boyunca ilk ve son defa benim için okula gelmişti.
Şimdi o karşımda duruyordu. Ellerine sarıldım anlatacağım çok şey vardı söyleyeceğim çok şey ama hiçbiri aklıma gelmiyordu. Öptüm sıkı sıkı sarılıp ve kızımın formasını önüne koydum “Lefter Baba bir imza alabilir misin” dedim. Elleri titriyordu. İmza atarken “Ben dünyanın her yerine gittim ama böyle bir stad görmedim. Allah bu Başkanı Fenerbahçe’ye bağışlasın diyordu.” Forma düzgün durmuyordu. Gözlerim dolu doluydu ve o dolulukta gözlerim pusluydu görmüyordum. Formayı düzeltemiyordum, sehpanın üzerinde kayıyordu forma imza atılmıyordu. Bilincimi yitirmiştim, düşünmüyordum, duymuyordum. Neyse bir arkadaş yardımcı oldu. Onun sayesinde imzaladı. Öbürünü koydum sonra masanın üzerine o daha rahat olmuştu. Arkadan biri “Arkadaşlar imzayı bırakalım sadece fotoğraf çektirelim isterseniz” dedi. Büyük usta imza atarken yorulsun istemiyorlardı. Flashlar patlıyordu, kameralar sürekli çekiyordu ama hiçbir şey umurumda değildi.
Ne tanımsız ne tarifsiz bir duyguydu. Yıllarca o tribünlerin basamaklarından Sic itur ad astra "Bu kapılardan yıldızlara çıkılır" diye bir taraftar olarak çıkmıştım. Sahada oynayan 11 sarı lacivert formalı savaşçıyı seyretmek için ve şimdi ilk defa bende çıkış kapısından çıkıyordum. Aklımdan ise sadece nefes almayı unutma geçiyordu.
Herkes çıktı ödülünü aldı ve törende ödül sırası ona geldi. Stad anonsundan Lefter’ler Can’lar Fikret’ler diye Fenerbahçe marşı çalınıyordu. Feryal Hanım bir şeyler söylüyordu. Tribünde Maraton üst demirlere vuruyordu. Bir yerlerden “Bitti Kalem, Doldu Defter/Bu alemde Kral Lefter…” sesleri geliyordu. O ise boş tribünlerde ki onu alkışlayan milyonlarca Fenerbahçeli’ yi alkışlıyordu. Kollarımı kaldırdım havaya ve alkışladım doyasıya… Ayağa kalkmam lazımdı biliyordum öyle hissediyordum ama kalkamıyordum çünkü ben zaten ayaktaydım. Sadece kollarım kalmıştı kalkmayan bende onları kaldırmıştım. Kendimden geçmiş alkışlıyordum ve o an ona karşı yapabileceğim başka hiçbir şey yoktu…


Kimi vefat etmişti aramızdan ayrılmıştı ama yaşayanlar ise bizimleydi. Fenerbahçeyi ve Fenerbahçelilği bugüne taşıyıpta dünyadan göçüp gidenlerin hepsine Tanrıdan Rahmet diliyorum.
Dudağımdan birkaç kelime döküldü sessizce biliyorum kimse duymadı işitmedi ama onlar duydu, Fenerbahçe’yi ve Fenerbahçeliliği bugüne taşıyanlar duydu.
“Bizim Efsanelerimiz Ölmez, Fenerbahçe Yenilmez”
Biliyordum. Bir rüyaydı bu ve içinde Lefter de vardı.
|