- Neden sizi formanızı giymiyorsunuz. Dedi.
- Giyeriz kızım dedim.
-Ama olmaz ki ben giydim. Hadi sizde giyin hem ne diyoduk “Yenilsen yensen de” biz Fenerbahçeli değil miyiz? Siz öyle demiyor muydunuz? Şimdi neden giymiyorsunuz. Sustum sadece…Sustum. Ve ailenin en küçüğünden utanarak giydik formamızı. Öyle ya Arsenal’i mi yenecektik hem de ta İngiltereler de…Onca yazılan çizilenden sonra… Sonra o ateş aldı bizi de içine… Kaçan şutlar da ahlanmaya vahlanmaya başladık. Volkan’ı gördük, Lugano’yu Edu’yu Uğur’u Gökhan’ı Selçuk’u… Ne bilim sanki onlar da bizi gördü…İnadına oynadı bizim çocuklar, inadına Fenerbahçe dediler. Ve maç bitti. Sevindik olağanca olacakları yazılacakları hiç düşünmedik. Fenerbahçe dedik boru mu bu…Herkese verdik cevabını dedik medya ulaması olup, futbol bilgini kesilip de iki satırı bir araya getiremeyen sümsüklere…
Nereden bilirdik 3 gün sonra M.United’ı 2-1 yenen Arsenal’in tarihin en kötü Arsenal’i olduğunu…Sonra kişiliksiz futbol dediler. Mahkum oynadı Fenerbahçe dediler. Ezildi dediler. Dediler, dediler…Kursağımıza dizdiler bir gramlık sevinci. Utanmadılar. Duygularımızı asıp asıp darağaçlarına gömdüler yüreğimize gıkımız çıkmadı vallahi…
Pazar günü geldiğinde tuhaftım açıkçası maça gitmemeye karar vermiştim. Bütün hafta boyu Galatasaray sitelerinde kaç fark olur bahisleri açılmış. Galatasaray Store’da “çıldırın geliyoruz” tişörtleri 24,5 milyona peynir ekmek gibi satıyor haberleri gazete sütunlarında yer almıştı. Benim yüreğim ise Arsenal maçına bile doğru dürüst sevinememe, birileriyle paylaşamama sıkıntısındaydı. Ben mi yanlışım düşüncesi yüreğimi kemiriyordu. Benfica maçının sonucu herkesin beklentilerini doğruluğunu teyit ediyordu. Ya da benim bildiğim herkesin… Her hafta sonu olduğu gibi kızım dershaneye gidiyordu. İlk defa giymişti hani o uğursuz denen turkuaz formasını…Kızım dershanede dalga geçerler demedim biliyordum en ufak laflamaya en doğru cevabı verecekti. Nitekim 5...5 diyen Galatasaraylı' ya cevabı 9…9 olmuştu. Arkadaşları iddiaya girmek istemişler 2 farkı verenler de varmış. 100 YTL harçlığını koymuş sıranın orta yerine aha bütün param hadi kim giriyorsa girsin istemem iki farkı bir farkı ben size veriyorum isteyen girsin iddiaya demiş. Kimse girmemiş. Sonra maç saatine kadar vakit geçirmek için Korupark’da alışverişi gittik. Gözüme ilişiverdi hemen bir baba çocuğu hanımı giymişler çubuklu Fenerbahçe formasını öyle dolaşıyorlar. Alışverişe başladık iki genç sevgili geçti yanımızdan üstlerinden Fenerbahçe formalı…
- Bak hanım işaretliyor herkes bölgesini, yalandan arındırıyor…Dedim. Bu sefer Fenerbahçeli polarlı orta yaşlı biri geçti yanımızdan. Yalnız değilim dedim, yalnız değilim…Sevdam yalnız değil. Yazılanların hepsi yalan dedim. Söylenenlerin hepsi yalan dedim.
Maç başladı ve ilk gol yenildi. Evin içinde her oda da radyo da, tv de maç canlı yayında . Maçı anlatan GS’li arkadaşlar (TRT1, LİGTV spikerleri) GS’nin daha çok atması için ne yapması lazım diye tartışmaya başladılar. Ama olmadı. Fenerbahçe denen o anlatılamaz, kelimeler ile adlandırılamaz, kimlerden oluştuğu veya onu oluşturan öğelerin bile hala tartışıldığı fakat sadece “Fenerbahçe” diye adlandırdığımız olguyu ifade eden değer sahadaydı ve bir kez daha haykırıyordu o tişört yaptıranlara ”O formayla dalga geçilmez Fenerbahçe yenilmez”. Defalarca söylemiştik onu sevda diye tanımlıyoruz diye ama “sevda” denen kelime bile yaşattığı duyguları tanımlayamıyor o başka. Maç bitti. Gerçekler inançlar sevdalar döküldü gün yüzüne komik mi değil mi bilinmez ama Kanalturk’de Serhat ULUEREN gol müydü? değil miydi? oylaması yapmaya başladı. Herkes bir şeyler yapmaya başladı. Herkes bir şeyler yazmaya başladı. Herkes bir şeyler söylemeye… Kimi ben demiştim demeye, kimi de yok hakem yok penaltı galibiyeti küçümseye… Yalnız tek gerçek vardı orta sahanın orta yerinde duran…
Fenerbahçe bu boru değil koydu mu iyi koyar unutulmaz kolay kolay…
