SAKURA

Ali KUTAY

Maksat Fener'e Gol Olmasın!...



Bağlantılarım


» Ana Sayfa
» Profilim
» Site Haritası

Diğer Bloglarım


» Fenerbahçe
» Ali KUTAY
» SAKURA
Mail Listemize Üye Olun
Mail List Fenerbahçe


100 ncü Yıl Marşı Kıraç






Yazılar


» Bir baba hindi
» Bir şarkısın sen
» Mediha
» Fenerbahçe Forması
» 1985 Kan Gölü -1-
» 1985 Kan Gölü -2-
» 1985 Kan Gölü -3-
» Yoğurtçu Parkı
» Başarı ve Zeka
» Bütün Yazılar


MP3 ler


» Fenerbahçe Marş ve Şarkıları(mp3)
» Fenerbahçe Tezahüratları(mp3)
» İnanın Çocuklar mp3




Video ve Klipler


» 2005-2006 Klipler
» Bir baba hindi
» Video ve Klipler
» 2005-2006 En Güzel Goller
» Hakem Hataları




Wallpaper


» Duvar Kağıtları (1)
» Duvar Kağıtları (2)



Fenerbahçeli Yurtsever Yazılar


» Yazmasam olmazdı
» Asla Unutmayacağız
» Cumhuriyeti Sevmek
» Davul
» Eskiden Fenerbahçe






      SAKURA






























 
 

Çekirdekçi...

 
 
Bazılarımız benim gibi işe servisle gidip gelir. O ev-iş, iş-ev arasındaki yol boyunca kitap okuyanlar olur. Camdan yorgun bir gecenin ardından yeni uyanan İstanbul’u seyredenler veya günün bütün yorgunluğuna rağmen başka bir yere geç kalmışta yetişecekmiş gibi aceleci akşam telaşına katılanlar. Bu arada kendi aralarında sohbet ederlerken aynı yerde çalışmasına rağmen aslında birbirini tanımayan arkadaşlar. Bir nevi iş arkadaşlığı gibidir servis arkadaşlığı da...

O bizim servisin en karizmatik adamıydı. Serviste ki yeri bile belli ve sabitti şoförün arkasında ki ilk koltuk... O gün servise binmese bile kimse onun yerine oturmazdı. O olmadığı halde ertesi gün belki laf eder diye... Ona dalaşmamak, bulaşmamak, huzurunu kaçırmamak için... O da bu dayılığın verdiği karizmayla bazen kabalaşırdı. Bir tek şoförle konuşur çok bilmiş edasıyla ona ders verir ya da trafikte hata yapan bir araç olursa kalayı basardı. Serviste bayan varmış, müdür varmış zerre kadar bizimkinin umurunda değildi. Fakat bir özelliği vardı çok kalite ve marka olurdu giydikleri ve üstünde de mutlaka Fenerbahçe ile ilgili bir şeyler olurdu.

Aslında servistekilerde için için kinlenerek bakarlardı ona ve sevmiyorlardı onu ama pek de üstelemiyorlardı. Bazen biri hırslanıyor tam bir şey demeye hazırlanıyor sonra vazgeçiyordu. Günler böyle geçerken serviste hepimiz için önemli bir değişiklik oldu. Yılbaşı dolayısıyla emekli olacak olanların yerlerine yeni arkadaşlar ise alınmışlardı. Bizim servis de kalabalıklaştı.

İşe alınan genç arkadaşlardan biri de onun yanına düştü. O ne kadar karizmatikse yanına oturan gençte o kadar kendi halinde sevecen ve sempatik duruyordu. Bu gençte benim asıl ilgilendiğim özellik ise bu soğuk kış günlerinde sürekli arkasında Fenerbahçe yazan sarı mont giymesiydi. Fenerbahçeliydi ve bulunduğu yeri işaretleyenlerdi ve bir nevi burası Fenerbahçe’nindir diyenlerdendi. Belli ki onun yanına da ilk basta Fenerbahçeli olmasından dolayı oturmuştu ya da o onun oturmasına bu yüzden müsaade etmişti.

Daha ilk gün bizimki bir ağabey ses tonuyla “Merhaba” deyince konuşmaya başlamışlar. Bende aslında koyu bir ses kirliliği yaratan bu kalın ses tonu nedeniyle aralarında geçen konuşmalara zorla kulak misafiri olmuştum.

- Maçlara gidiyor musun?

- Fırsat buldukça, arada sırada..

- Maçları nerede seyrediyorsun?

- Genel de açığa giderim. Dedi ve durdu. Sonra devam etti. Ama aslında hangi tribüne bilet bulursam ona girerim. Tavır ve davranışlarından maçlara çok fazla gitmediği anlaşılıyordu.

O da başladı hemen kendinden bahsetmeye ve Fenerbahçe’yle ilgili elinde ve bildiği ne varsa dökmeye yok kombine bileti, yok Fenerbahçe kredi kartı, yok Fenerbahçe kongre üyelik kartı, yok şunu tanır mısın, yok bunu tanır mısın, yok internet, yok şu deplasmana gittiğinde olan olaylar, yok polisten yediği dayak... Artik serviste hafta boyunca onun Fenerbahçe maceralarını dinler olmuştuk. Sanki hiç kimse Fenerbahçe’yi onun kadar sevmiyordu. O varını yoğunu Fenerbahçe’ye akıtıyordu.

Öyle bir tarzda anlatıyordu ki sanki Fenerbahçeli dediğin onun gibi olmalıydı. Bu maç muhabbetleri sonucun da olan oldu ve o hafta ki maça ikisi birlikte gitmeye karar verdiler.

Pazartesi günü meraktan sordum “Gittiniz mi maça? ” dedim.

- Gittik dedi... Ve başladı anlatmaya...

Tam o esnada genç arkasında Fenerbahçe yazılı sarı montuyla duraktan servise bindi ve onun yanından geçip servisin arkasında ki boş bir koltuğa oturdu. Bunun üzerine bizimkisi her zamanki karizma edasıyla laf attı.

- Ne o küs müyüz? Yoksa dargın mıyız?

- Bırak ağabey ben seninle bir daha maça gitmem.

Biraz sertçe sordu bizimkisi...

-Nedenmiş o?

Bütün servis kulaklarımızı açmış ikisi arasında ki bu konuşmayı dinliyorduk.

- Bütün maç Tuncay’a küfrettin... Sonra Tuncay golü atınca halayın en başına sen geçtin.

Sinirlendi.

- Hadi ya ? İlk yarı Tuncay top mu oynadı? Ben bu kadar şeyi göze alacağım bu kadar para harcayacağım onlar oynamayacak benim sırtımdan kazandıkları parayla profesyoneliz deyip barlarda kız peşinde koşacaklar alem yapacaklar öyle mi? Nerede o bolluk... Oynasınlar alkışlayayım ama oynamazlarsa da kızarım. Ben taraftarın benim takımımın iyi olmasını istemek en doğal hakkım…

O sakin genç birden çıldırdı.

- Ağabey anneni, babanı kardeşini seviyorsun değil mi? Onlara kızdığın zamanda yüzlerine karşı küfrediyor musun? Küfrediyorsan mesele yok... Mademki sen kızdığın zaman ailene sevdiklerine küfredebiliyorsun benimde senin ailene sevdiklerine kızdığım zaman küfretmemi yanlış karşılamaman lazım…

Bir anda bizimkisi yumruklarını sıkarak hiddetle ayağa kalktı.

- Ne diyorsun lan sen?

- Niye kızdın ağabey Fenerbahçe de benim ailem ben onları küfredemeyecek kadar çok seviyorum. Nasıl sen ailenden birine küfredilmesini kaldıramıyorsan bende futbolcuma hocama küfredilmesini kaldıramıyorum. Belki Fenerbahçe için senin kadar çok para harcamadım veya Fenerbahçe için senin yaşadıklarının hiçbirini yaşamadım ama ben sadece Fenerbahçe’yi annem babam gibi sevdim... Anlatabildim mi? Ben Fenerbahçe’ye ona duyduğum sevdama kayıtsız şartsız teslim oldum ve sadece sevdim.

Bu sefer bizimkisi belli ki gencin o kendinden geçmiş sinirli halinden dolayı ve serviste de kavga çıkarsa ayrılacağını da düşünerek olayı büyütmemek için umursamaz ve aşağılar bir tavırla,

- Hadi lan çekirdekçi! ... Seni adam yerine koyup da seninle maça gidende kabahat... Gelmeyin oğlum siz maça gidin evinizde seyredin. Evinizde sevin Fenerbahçe’yi. Yok karşılıksız sevmiş yok ailesiymiş doğru dürüst kulübe bir kuruş katkınız yok ama lafa gelince edebiyatın Allah'ını yapıyorsunuz. Light taraftarlar sizi… Ama bir daha öyle küfür muhabbetlerine girme sakın dağıtırım senin ağzını burnunu. Çekirdekçiler sizi…
 
Ali KUTAY

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Tarih: , 3/4/2006
Yorum yaz

cekirdekci

o kendini bilmez adam'ın Fenerbahce maclarına Fenerbahceyi sevdiginden degil sitres atmak icin gidiyo ve bizim futbolculara kufur ediyo cekirdekcinin cekirdeklerine kurban olsun.Biz boyle Fenerli istemeyi...:0(

Yazan: GFBeRK Tarih: , 6/12/2006

Bağlantı


<- Geriye dönebilirsiniz | Bu sevda bitmez devam ediniz ->