
Mitolojide Prometheus, Zeus ve diğer Tanrılara karşı çıkan bir efsanedir. Prometheus bu karşı çıkışın bedelini çok ağır öder. Affetmez onu tanrılar. Kayalara zincirlerle bağlarlar türlü işkenceler yaparlar ve onun bu acıları çekerken döktüğü gözyaşlarıyla oluşan balçıktan insan oluşur. Efsaneye göre bunca gazaba rağmen Prometheus direnir. Tanrılara karşı mücadelesini sürdürür savaşır ve o savaşı kazanır. Diğer bir efsanede Phoenix her 500 sene de bir küllerinden yeniden doğan kuştur…
Yukarıda kısaca özetlediğim efsaneler ne kadar tanıdık değil mi? Yıllarca Futbolun Tanrılarına karşı çıkan ve mücadele eden Fenerbahçe. Bu mücadele esnasında hiç kimse yok yanında. Tıpkı kendisi gibi Tanrı olan kardeşleri bile (diğer futbol takımları) ona karşılar. Onurlu ve tek başına…
Yıllarca önce Kadıköy’de bir maçtayız. Fenerbahçe yeniliyor. Tribünlerde gözyaşları içinde bir genç kameralar yakalıyor. Kahrolmuş. Küfredemiyor sevdasına sadece ağzından “Ne olur ya” dökülüyor. Kameralara sadece onu yakalıyor. O tribünde hepimiz ağlıyoruz. Ne hakem hatası umurumuzda ne de oynanan futbol. Sevdamız Fenerbahçe sahada ve biz sevdamız acı çektiği için ağlıyoruz. Ağladıkça daha çok seviyoruz onu…
İşte o gözyaşları ile doğuyor tribünde Phoenix kendi küllerinden ve dillerden düşmeyen slogan yazılıyor her yere “Efsane Geri Döndü” diye…
Sene başından beri ilk önce boş verin Türkiye’yi yerel başarılar önemli değil asıl önemlisi Avrupa denilerek taraftarın beklentileri yükseltildi. Sonra böylesine bir Fenerbahçe kötü oynuyor denilerek Hocasına futbolcusuna olmadık şeyler söylendi. Rakiplere yapılan hakem hataları halıların altına süpürülüp kapatılırken Fenerbahçe hakem hatalarıyla kazanıyor dendi. Nedense Fenerbahçe namaglûptu ve puan farkıyla liderdi. Bu seferde genç oyuncular kulübe de öldürülüyor dendi. Olmadı rakiplerinin zavallı, ezilmiş, fakir, fukara mazlum söylemleri ile hayal kahramanı oldukları anlatıldı. Neredeyse bütün futbol Tanrıları Fenerbahçe’nin karşısındaydı. Ve Fenerbahçe dayanamadı. Fenerbahçe’nin hocası ilk defa 3 hafta üst üste 3 puan alamadı.
Nedense Fenerbahçe puan farkıyla öndeyken kalitesiz olan Türkiye Ligi bir an da sihirli değnek değmiş gibi Avrupa’nın en iyi ligi oldu. Hafta arası oynanan kupa maçında Ali Sami Yen’de Fenerbahçeli futbolcular Türkiye-İsviçre maçından bile daha çok şey yaşarken “Ne olacak Kadıköy’ de de aynı şeyler yaşandı” dendi. Galatasaray’ın rakipleri futbol oynadığı zaman aşırı motive olmuş oluyor ve futbolda bunun anlamı belli denilerek Fenerbahçe teşvikle suçlanırken, Fenerbahçe’nin rakipleri düşme hattında puan savaşında oynadığı için ölümüne oynamış oluyordu.
Fenerbahçe Başkanı tribünlerde küfür edilmesini önleyelim derken, biz “Küfre Hayır Kampanyası” başlattık diyorlardı. Doğruydu statların da Fenerbahçe Başkanı haricinde kimseye küfredilmiyordu. Üstelik bir diğer Başkan çıkıp da “Bana kimse küfretmiyor” diye bilecek kadar ülkenin en centilmen başkanıydı. Ne tuhaftır ki bu taraftarın rakip takımın Afrika kökenli oyuncusuna “Maymun Zenci” diye bağıran ırkçı söylemleri bile gündeme gelmiyordu.
Bunca olup biten karşısında Fenerbahçeliler suskundu. Fenerbahçeliler sabrediyordu. Fenerbahçeliler bunca olan biteni sevdalarına inanarak ona sığınarak, dudaklarını ısırarak seyrediyorlardı. Ve o tribündeki Prometheuslar gözyaşlarını akıtmaya başladılar.
http://www.hemenpaylas.com/download/329551/Tribun.mpg.html
O günlerdir yönlendirilen, yanlı söylemler ve taraflı yorumlar ile unutturulmak istenilen Fenerbahçelilik Ruhu yeniden Phoenix oldu ve dirildi. Şimdi ne söylerseniz söyleyin, ne yazarsanız yazın hiçbir sözünüz, hiçbir yazınız Göksun isimli bir bayan taraftarın gözyaşlarıyla bu karanlığa haykırışları kadar gerçek değil… Zaten o gözyaşlarıdır ki basitçe “sevda” denen bir kelimeye tanımlanamaz ve sadece “Fenerbahçe olmak” diye adlandırılır.
* Görüntü için Sevgili skiptomylou'ya teşekkürler.
Ali KUTAY
|