|

“Barış istiyorsan savaşa hazır ol” anlamında kullanılan bir Roma atasözüdür. İfadesi ise stratejiktir. Ülkelerin barışı korumak içinde savaş yapabileceklerini eğer barış ve huzur bozulursa tekrar barışın ve huzurun tesisi için savaşa hazır olunması babındadır.
Hani Samsunspor maçında Kaleci Kerem’in kafası ayağına çarptı diye Ekranizasyon Mahkemeleri ve pa(per)ganlar tarafından idam edilen Nobre’yi hatırlıyor musunuz? Fransız İhtilalinde giyotinle idam edilen Robespierre bile Türk Basını tarafından bu kadar çok irdelenmemişti. Ve bu irdelenme neticesinde o hale getirildik ki maç boyunca aman bize bir penaltı çalınacak mı? Çalınırsa ne olacak aman eyvah diyoruz.
Yine bütün hafta dünya başımıza yıkılacak, yine futbolcumuzu karalayacaklar diye. Öyle ya kelle avcılarına sizin kalem giyotinlerinizden çok kan dökülüyor diye hani şöyle hafiften bir diklensek “ihtilaller gülsuyu ile mi yapılır sanıyorsunuz” bunun adı eleştiridir. Fikirdir diye bizi susturacaklar.
Ekranizasyon Mahkemelerine pa(per)ganlara alışmışız bir kere Fener’e penaltı çalındı mı kesinlikle penaltı değildir olmadığının ispatı için bin bir dereden kırk bir su getirilmelidir. Yok, çalınmazsa çocukluğumuzun çizgi romanlarındaki kahramanımız Zagor ‘un Çikosu gibi bu seferde “Karamba Karambita! ...” diyoruz.
Eğer pozisyon penaltı değilse “Gördün mü nasıl kendini atıyor Alex uzaktan yakından penaltıyla alakası yok”. Yok eğer penaltıysa “Nobre hakemleri o kadar çok kandırdı ki artık hiçbir hakem kendisine inanmıyor” penaltı çalmıyor.
Cumartesi akşamı bir maç oynanıyor. Tarih denk düşmüş 1 Nisan 2006. Maçta üç penaltı var ama ne tuhaftır ki bunların nasıl bir penaltı olduğu ve verildiği şu an ki yazılı futbol mevzuatında yok. Şimdi tek ümidimiz Dan Brown’un yeni bir kitap yazması artık Fırat Aydınus Şifresi diye… Belki bizde Tarator Şövalyeleri ve Şabanistler Tarikatı’nın bu pa(per)ganlarla nasıl bir şifreli ilişkileri olduğunu Ekranizasyon Mahkemelerinden nasıl kurtulduğunu öğreniriz.
Diğer yandan ilk yarı Fenerbahçe ile oynanan maçta Deniz’in dişlerini eline veren, Tuncay’ın bacaklarını çift ayaklı çim kesme makinesi gibi biçen bunu da dişe diş futbol uğruna yapan Gençlerbirliği’nin yerine teknik futbolu en yumuşak biçimde oynayan rakibine faul yapmaktan imtina eden nazik bir takım gelmiş. Üstelik tam da Avrupa şansı devam ederken olmuş bütün bu olanlar. Her şey göstere göstere yapılan 1 Nisan şakası gibi ve rakibimizin her zaman dediği gibi maça çok aşırı motive olmuş sizi şakacı Gençlerbirliği.
Dile dolanmış bir kere “Fenerbahçe’nin duran topları Türkiye’nin sorunu” yoksa Fenerbahçe’nin oynadığı futbol falan hak getire… Beşiktaş hocasını değiştirmiş iki duran top organizasyonu ile gol atmış ortalık ayakta alkışlar Mösyö Tigana’ya, işte fark bu, işte hocada ki kalite bu… Zaten İngiltere’de ki futbol sistemi duran top üzerine kurulu bunun organizasyonu çalışması falan ne kadar önemli, modern futbol olsun isterse çağdaş futbol olsun vazgeçilmez olan duran top organizasyonları diyen o müthiş futbol bilginleri söz konusu Fenerbahçe olunca her şey yalan olmuş. Acaba Yunus Emre “İlim ilim bilmektir/ ilim kendini bilmektir/sen kendini bilmezsen/bu nice okumaktır” dizelerini bunun gibi yorum yapanları düşünerek mi söylemiştir.
Tabi işin diğer tarafı delikanlıya hoş geliyor ne yapalım biz Fenerbahçeliler en iyi duran toplara vuruyoruz. Hareket eden dansöz gibi oynayan bir o yana bir bu yana giden toplara o kadar iyi vuramıyoruz.
Bir de sistem mevzunuz var ki Kopernik’in Güneş Sistemi halt etmiş. Türkiye’ye sistem denen kavramı Fenerbahçe sokmuştu ve yıllarca sistemle oynamıştı. Hele her sene Fenerbahçe’nin ilk 11 ini 3–5 yaşındaki çocuklar bile kerrat cetveli gibi ezbere sayardı. Kim oyundan çıkarsa yerine kim girer hepsini ama hepsini İç Anadolu Bölgesinin İklimi gibi yazları sıcak ve kurak diye öğrenmişti. İşte sırf bu yüzden Fenerbahçe senelerce her sene üst üste şampiyon olmuş, kupa da her sene en az yarı final oynamıştı. Zaten o yüzden kimse bu futbolu beğenmiyordu. Hani eski Fenerbahçe’yi bilmeseler belki Fenerbahçe güzel oynuyor başındaki başarılı bir hocadır diyecekti ama biz eski Fenerbahçe’yi o kadar iyi biliyorduk ki…
Hele bir de Avrupa konusu yok mu? Beni en çok üzen konu bu “Bırakın Türkiye ligi ile uğraşmayı bu sistem bu takım Avrupa da başarılı olamaz.” İle başlayan ve demire su verir gibi kökümüze verdikçe kibrit suyunu Fenerbahçe taraftarının beklentisi çok yüksek şahikaların üstünde olmalı diyen mevzu…
Aslında hiç hatırlanmamalı kıyaslanmamalı değil mi ama ben nedense rahat duramıyorum. Geçen sene Kadıköy’de yenilmese Şampiyon olacak takım kimdi? Bu sene Şampiyonluğa çekişen takım kim? Hadi çekinmeyin söyleyin. Bu Fenerbahçe ile iki senedir kafaya çekişen bu takım kime elendi. Trömsö gibi bir Avrupa devine değil mi? Neden o zaman Avrupa da Türk Futbolu rezil olmadı da Fenerbahçe Milan ve PSV gibi köy takımlarına yenilince Avrupa da başarısız oldu. Üstelik Milan tarihinin en kötü sezonunda ve en başarısız dönemindeyken değil mi? Çünkü Milan eski Milan değildi.
Diğerleri Ekranizasyon Mahkemelerinin kürsülerinde otururken ya da pa(per)ganların başköşelerinde gezerken Fenerbahçe’nin yöneticilerinden biri bir iki satır şeyler söyleyecek oldu. Söylediklerinin doğruluğunu bile kabul etmeden hemen “Korku dağları sardı” diye veryansın kopartılan bir yaygara fırtınası görüldü. Birazda hata biz de hala alışamadık mı bu Sodome ve Gomere’ye ama her nekadar alışsak da insan yine de bu sene gelecek bir şampiyonlukla yıkılmalı bu Sodome ve Gomere demeden edemiyor.

Karanlığın Kralları mağlup olmalı Kadıköy’ün aydınlık kramponlarına ve Fenerbahçe en büyüğünden en küçük Fenerbahçelisine kadar her ortam ve şartta “Si vis pacem, para bellum…” diyerek birlik olmak zorunda…
|